Psikolojide Kabullenme


#1

Bizler insanoğlu olarak dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk andan, ölümümüze kadar olan süre boyunca, sayısını bilmediğimiz kadar fazla durum ve yaşantıyı deneyimlemekteyiz. Hatta yaşamımızın başlangıcı olan doğum ve yaşamımızın sonu olan ölüm de bu süreye dahil olan en önemli deneyimlerimizdir.

Doğum ve ölüm arasında geçen bu süre yani kısaca ömür denilen kavramın ne kadar da kişiye özgü ve biricik olduğunu hatırlamakta fayda var. Ömür; ister uzun olsun isterse de kısa hiç farksızın insanın başına gelen en güzel şeyler ile en kötü şeyleri kendisinde bir araya getirebilecek kadar tılsımlıdır. Elbette ki bu en güzel diye nitelendirilen anılarla, en kötü diye nitelendirilen anıların da kendi aralarında bir derecelendirilmesi mevcuttur. Ömrümüz boyunca başımıza gelen en fena, en yıkıcı durum veya olayla, bizi mutluluktan havalara uçuran durum veya yaşantıların arasında kalan tüm diğer anılar da hafızamızda bir köşeye çekilmiş sesiz bir uyku halinde veya bulunduğu yerden gayet memnuniyetsiz şekilde rahatsız edici biçimde
depolanmış olabilirler.

Pekiyi, yaşamımıza yön veren, ömrümüzü dolduran şeyler başımıza gelen durum ve olaylardan mı ibaret ? Bu soruya evet cevabını vermek insan zihni ve psikolojisi adına son derece sığ bir bakış açısına sahip olmakla olabilirdi ancak. İnsan zihni faktörü işin içine dahil olduğu takdirde, daha doğrusu zihnin psikolojik işleyiş biçimi söz konusu olduğunda her şey bambaşka bir anlam ve boyut kazanmaktadır. Şimdi ise doğum ve ölüm misali hayatımızı iki sınır arasında bırakan bir başka mevzu bahistir; Kabullenme ve inkar etme. Evet, hayatımız yaşadıklarımızı kabullenmemiz veya inkar etmemiz durumunda oluşan çok ince bir çizgi üzerinde geçmektedir. Bu noktada söylenebilecek en doğru şeylerden biri ;Önemli olan insanın başına ömrü boyunca ne geldiği değil, başına gelenlerle ilgili ne yaptığıdır, olacaktır.

Hayat; içinde hüznün, göz yaşının, sevincin, kahkahanın, aşkın , nefretin bulunduğu tıpkı lezzetini bol baharatından alan bir yemeğin çeşnilendirilmesi gibi sunulmuştur önümüze. Bizler istesek de istemesek de acı vardır, yaşayıp da acıyı tatmayan yoktur yeryüzünde. Bizler istesek de istemesek de mutluluk vardır, hayatımızın en ucra köşelerinde dahi olsa bir mutluluk kırıntısı vardır elbette. Hiçbir insanoğlu yoktur ki kendi sınırları içerisinde sınırlarını aşmak isteyen bir durum veya olay yaşamamış olsun. Bu bize hayatın bahşediliş şeklidir. Bu işleyişin bu şekilde olduğunu bilerek ve farkında olarak yaşamak belki de başımıza gelenlere isyan etmememizin önünde duran yegane şeydir. Bizler bu durumda hayatı olduğu gibi acısıyla tatlısıyla kabullenip ancak yaşamaya devam edebilmekteyiz. Her gün yeni bir güne başlarken belki de bize güç veren, umudumuzu tazeleyen şey de budur belki; diğerlerinin de, başkalarının da bizimle benzer durumları yaşayıp, ki bu şayet yaşama son vermeyecek bir durumsa elbette, hayatına devam edebildiğini görmek, bilmek.

Hayat kabullenmekle inkar etmek arasında ince bir çizgidir, diyorum ki çizginin bir yanı bahar bahçe bir yanı sonsuz ızdırap içermekte. Yaşantılarımız bizim birer misafirlerimiz gibidir adeta.

Onları yaşar ve zihnimizde ait oldukları yerlerde kalıcı olarak buyur ederiz. Çünkü zaman denen kavram bizi buna mecbur eder bir yerde. Geçip gitti mi o bir daha asla gelmez o aynı an elimize. İster kabullenir, bizi biz yapan biricikliğimizi destekleyen bir yaşantıya daha kucak açarız zihnimizde yürekten bir ev sahibi olarak, istersek de onun varlığını kabullenmeyerek sonsuza kadar zihnimizde var olacağı yeri onun seçimine bırakabiliriz. Ki bu hiç ama hiç hayrımıza olmayacak bir seçim olacaktır bizim için. Çünkü o kabullenmiş misafirlerin yerinde ağırlanmazsa, çok kızgın olup bize kendini sürekli hatırlatacaktır. Bu kızgın misafiri er ya da geç olsun sakinleştirmek istiyorsak şayet, ona güzel bir hoş geldin demeli ve kendisine ayrılan yeri nazikçe göstermeliyiz ki bizi canının her istediğinde rahatsız edebilmesin.

Huzurlu bir yaşam, zinde bir zihin, sahip olduğunuz kapasitenizin en verimli şekilde kullanabilmek gibi bir arzunuz varsa şayet, hayatı ve size sunduklarını geldikleri gibi kabullenin. Onları ne kadar kısa sürede kabul ederseniz içinde olduğunuz durumdan o kadar az yara almış bir şekilde çıkmış ve gelecek yaşamınız için ise o kadar erken yol almaya başlamış olursunuz.