Psikolog ve Psikoterapist Arasındaki Fark Nedir - 2


#1

Bir önceki yazımda psikoterapi mevzu bahis olduğunda psikolog ve psikoterapistlerin ufak farklılıklarını açıklamaya dair bir giriş yapmış bulundum. Şimdi ise bu iki konumun farkını, kendi bakış açım doğrultusunda detaylandırmak niyetindeyim. Bu alanı seçmiş veya seçmek isteyen genç arkadaşlara aydınlatıcı nitelikte olmasını umuyorum.

Hatırlarsanız doktor cerrah ilişkisini kullanmıştım iki konum farkını teşbih amaçlı olarak. Bu benzerlik, benim bu konuyu açıklamadaki hayali çıkış noktam olacak. Doktorların meslek içi konumlarına bakacak olursak, hastalıkları tanıyan ve tedavisini bilen uzman kişilerdir. Bu kişiler uzmanlık alanları dahilinde hastalarını tedavi edebilirler ta ki hastanın durumu cerrahi bir müdahaleyi gerektirecek şekilde olana kadar. Burada psikologların çok daha fazla bilgi ve tecrübe gerektirecek psikolojik durumdaki danışanlarla klinik görüşme yapabileceklerini anlayabiliyoruz. Bunu da yine etik ve yetkin şekilde yapabilecek kişiler klinik psikologlardır. Bu konuya da ilk yazıda açıklık getirmiştim kısaca. Klinik görüşmenin lisans düzeyinde kalmış olması aslında çok sığ ve yetersiz olduğu anlamına gelmektedir. Yüksek lisans düzeyinde olan bir klinik görüşmeye de doktora düzeyinde olanı önemli fark atacaktır elbette. Her meslekte olduğu gibi eğitim düzeyi arttıkça hizmet kalitesinin yükseldiğini biliyoruz.

Pekiyi, ister lisans düzeyi olsun ister yüksek lisans, terapi söz konusu olduğunda hususi bir eğitim ve uzmanlaşmayı ben alan içinden biri olarak zorunlu bir koşul olarak görmekteyim. Elbette bu konuda benimle aynı fikri paylaşmayacak arkadaşlar olabilir. Özellikle tekrardan belirtmek isterim ki ben yüksek lisans ve doktora düzeyindeki klinik psikologların, klinik görüşme yeteneklerinin lisans düzeyinde bir psikoloğa kıyasla çok daha gelişmiş olduğu gerçeğinin her zaman arkasında ve farkındayım. Buna rağmen, nihayetinde işimiz insan sağlığı söz konusu olduğundan olacak herhalde ben psikoterapi alanında uzmanlaşma konusunda biraz katı kurallara sahip olduğumu kabul etmekteyim.

Pekiyi, psikoterapi eğitimini tırnak içinde daha kutsal kılan şey nedir benim gözümde? İnsan sağlığı… Bir ıstırapla, bir soruyla ve bir beklentiyle psikoloğa giden kişinin karşısında değil yanındayım. Onun haklarının arkasındayım. Talep ettiği hizmetin etik kurallar çerçevesinde her zaman savunucusuyum. Kısacası ben, neşterle tam olarak ne yapacağını bilmeyen bir doktora beynimi açtırmak istemeyeceğim gibi, söylemimle ve söylemiyle tam olarak nasıl çalışacağını bilmeyen psikoloğa da zihnimi, fikrimi, duygumu açmam düşüncesindeyim.

Meselenin özünde psikoterapi eğitimi; psikoloğu usta kılandır. Tedaviyi mümkün kılandır. Hem kendine hem danışanına saygısı olan kişinin yapacağı iştir işin özü. Karanlık bir yolda nasıl ilerleyeceğini psikoloğa gösteren fener gibidir psikoterapi eğitiminin tecrübesi. Çünkü insan zihni zifiri karanlıktır. Bilemeyiz hangi köşesinde ne barındırdığını, hangi kapıyı açınca karşımıza neyin çıkacağını. Bu karanlık ve zorlu yolda ilerlemeyi tıpkı karmaşık damar yapısına sahip insan bedeninde kesmeden, fazladan kan akıtmadan hastayı kaybetmeden, elindeki bıçakla onu iyileştirmeye çalışmak gibi. Çünkü bazı yaralar var ki bedende; kesmeden kanatmadan iyi edilemiyor, bazı yaralar da var ki insan zihninde; sabretmeden, ağlamadan, korkmadan, kaçmadan, şaşırmadan, yüzleşmeden, belki de yıkılıp yıkılıp yerinden kalkmadan iyileşmiyor. Terapi güle oynana gidilen değil, ardında neyle karşılaşacağını seni bile bilmeden açtığın kapıdır.

Demem o ki psikoterapist olmak demek önce kendi zihninin karanlık yollarında kendini bulup, sonra başka başka karanlıklara ışık tutmaktır. Sana seni buldurur psikoterapist, zihin karmaşanda kendi sesini duymana ve o ses ile birlikte adım adım ilerlemene yardımcı olur belki de hiç senin olduğunu bilmediğin ücra köşelerinde.